![]()
![]()
Peki bu askerlere 'Milli müdafaya hıyanet' ve 'Silahı terk' suçundan soruşturma başlatilmasina ne diyorsunuz?
Ölünce şehit, yaşayınca hain mi olunuyor?
Hatta buradan hareketle askerlerimiz harakiri yapmak icin gec kalmis sayilirlar mi? Sayilmazlarsa sadece sekiz askerin harakiri yapmasi onurumuzu kurtarmaya yeter mi yoksa dtp li vekiller de yapmali midir? Bakanimizin hassas ruhu bu durumda huzura erecek mi?Ve dahi daha neler yapilabilir nasil yapilabilir. A bir de sovenist ruhlari tatmin etmek acisindan Necip Turk ırkına yonelik bir intihar yontemi bulabilir miyiz.İlgili bir komisyon olusturmayi dusunuyormusunuz .Bilgilerinize arz ederim.
Adalet Bakanı Sayın Mehmet Ali Şahin'in kayıp askerlerle ilgili açıklamasını okudum. bu açıklamayla annelerin gözyaşlarına bakmayan bir bakan olduğunu gösterdi. sayın bakan etrafına buz gibi bakarken ‘adalet’ e nasıl bakar?. İstifa etmezse en azından eskisi gibi spordan sorumlu ‘devlete bakan’ olmak ister mi? gerekli bilgiyi tarafınızdan rica ediyorum.”
Sayin Bakan
Adalet Bakanı Sayın Mehmet Ali Şahin'in kayıp askerlerle ilgili
açıklamasını okudum. Kaybolan askerleri vatana ihanetle suçlamamak için
onları bir an evel kurtarmak adına yine yoğunlukla gariban ailelerin
çocuklarından oluşan ve özellikle arazi konusunda yeterince profesyonel
olmayan birlikler ile operasyonlar düzenlemeyi düşünür müsünüz?"
Ölümü 'Evlatlarına kavuşan'insanları
sayın bakanım;
siz sevinemediniz ama, 8 askerin aileleri "ne yazık ki" ogullarina kavusmanin sevincini yasiyorlar. bu durumda, ailelere de vatana ihanetten sorusturma acmayi dusunuyor musunuz?
bir de su soru aklima geldi. gerci bu bilgi genelkurmay'
pkk ile carpisan askerlerimize esir dustükleri taktirde harakiriyi nasıl yapacaklari konusunda egitim veriliyor mu?. eger etraflari cevrilmis durumda iken mermileri de bitmis ise ne sekilde intihar edebilirler. bunun icin yanlarinda kama, ip gibi intihar araclari mevcut mudur?
Adalet Bakanı Sayın Mehmet Ali Şahin'in esir askerlerin serbest bırakılması ile ilgili açıklamasını okudum. Acaba, Sayın Bakan, Türk Adalet Sisteminin PKK dan daha acımasız davranacağını düşündüğü için mi üzüntüsünü dile getirdi"
Bir soru da benden: Turk askeri etten kemikten degilmidir. Turkler esir alinamaz, ancak olu ele gecirilebilirler mi demek istemektedir. Kendisi boyle bir durumda kalsa intihar mi ederdi, eger bunu beceremezse kurtulduktan sonra intihar etmeyi tekrar dusunur muydu?
Malum, insan olan herkesin icine cok rahat dusebilecegi, ama sanirim Turk ırkindan yaratilanlarin bunu kendilerine bir turlu yediremedikleri cok onur kirici(!), alcaltici(!) bir durumla karsı karsıyayiz.
Türk Silahlı Kuvvetleri'nin hiçbir mensubu bu duruma düşmemeliydi. Kaçırılıp bırakılan askerlerin Türkiye'ye geri dönüşüne sevinemedim"
bu sozden ne anlam cikar?
1. Esirlik kotudur (fakat sehitlik iyidir) O yuzden esir dusmelerine ve dolayisiyla da esirlikten kurtulmalarina uzuldum (sehit olsalardi sevinirdim)
2. Esirlik kotudur (fakat sehitlik de kotudur) O yuzden esir dusmelerine ve dolayisiyla da esirlikten kurtulmalarina uzuldum (ayni sekilde sehit olsalardi da uzulurdum)
her iki alternatifte de bana kalirsa parantez icindeki bolumler bizim okumalarimiz. parantezde olmayan anlamlar sozde geciyor zaten. fakat okuyan kisiye gore parantez ici tamamen zit anlamlar icerebiliyor.
Mehmet Ali Şahin askerler şehit olunca çok mu seviniyor? Türk askerleri onu mesut etmek kendilerini öldürmeye ya da öldürtmeye yönelik bir savaş statejisi çizmeliler?
Askerlerin öldürülmesi ya da esir düşmesi asıl sayın bakanımızın hatası değil mi?
Sayın bakan sadece askerlerin ölmesinden mi hoşlanmaktadır, yoksa sivil vatandaşların ölmesi de onu mutlu eder mi?
Arkadaşlar bu yorumu Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek hakkında yapsanız size destek verirdim. Burda bir niyet okuması var gibi geliyor bana. Açıklamada Adalet Bakanı Mehmet Ali Şahin "''Türk Silahlı Kuvvetleri'nin hiçbir mensubu bu duruma düşmemeliydi.Kaçı
Sayın Mehmet Ali Şahin, askerliği bir meslek olarak seçmedikleri halde
en sıcak bölgede operasyonlara katılan ve esir düşen bu genç
insanları işsiz güçsüzlere hedef gösteriyor. Bunu, asker arkadaşları
ölmedikleri için cezalandırmak amacıyla bilinçli olarak mı, yoksa bu
sözlerin kendisine yüklediği sorumluluğun farkında olmadan mı yaptı?
Bir düşünüp cevap verirse sevinirim.
Ve de bunu onaylayanları
Nedir o fark?
Çocuğu askerde olanların ve olmayanların farkı.
Ne için savaşıldığını unutanların ve unutmayanları
Şehitler için üzülenlerin ve üzülmeyenlerin farkı.
İnsanına değer verenin ve vermeyenin farkı.
Memleketin dibine kibrit suyu dökenlerin ve dökmeyenlerin farkı.
Vatan perverliğin ne olduğunu bilenlerin ve bilmeyenlerin farkı.
Gözünü kan bürümüşlerin ve bürümemişlerin farkı.
İmparatorluk hayaliyle gözü kamaşmış meczupların ve aklı başındakilerin farkı.
Aman altındaki zemin kaymasın diye askere yalakalık yapayım derken saçmalayanları
İçinde olduğu aczi sekiz zavallı askerin üzerine yükleyip (vah vah el sıkışmışlar, vah vah mecbur kaldık demişler!) sıyrılmak isteyenlerle istemeyenlerin farkı.
Sorumluluk almak yerine asker ölümlerinden rant sağlamak isteyenlerle istemeyenlerin farkı.
Savaş sürsün biz de işimize bakalım diyenlerle demeyenlerin farkı.
Vatanı şehit mezarlığı gibi görenlerle görmeyenlerin farkı.
DTP
Birbirimizi ne kadar yer, birbirimizden ne kadar nefret edersek o kadar iyidir diyenlerle demeyenlerin farkı..
***
Hay Allah! PKK ne yaptın?
23 yıldır bu ülkeyi vurarak yaratamadığın akıl dumurunu vurmayarak yarattın!
Hay Allah! EZBER bozdun!
Oldu mu şimdi?
Vuracaktınız gene ki silahlı silahsız bilumum idarecilerimiz, şahinlerimiz, gözünü kan bürümüşlerimiz rahat etsinler!
İç ve dış politikadaki beceriksizliklerini yine sizin sayenizde örtbas etsinler..
Zevahiri yine sizin kan dökmenizle kurtarsınlar.
Şimdi hay Allah.. Çalışmak zorunda kalacaklar.. Hay Allah! Gerçek siyaset yapmak zorunda kalacaklar..
Vah vah vah..
Oldu mu ya!
***
Ve siz sekiz asker! Bu ne kepazelik! Olur mu hiç kurtulmak?
Türk askeri ne içindir?
Ölmek, ölmek ve yine ölmek için..
Bu ülke canlıyı sevmez bilmiyor muydunuz?
Ölecektiniz ki gerizekalılar kahraman yapsın sizi.. Bu zavallılar neden öldü diye sormadan göz yaşı döksünler..
Bizim gibi hadisenin derinlerini merak edenleri de vatan haini ilan etsinler..
Olur mu hiç ezber bozmak!
Hiç sevmeyiz.
Gidin ölün şimdi!
Askerleri PKK'ya(ye) iade etmeyi düsünüyor musunuz?Eger geri verirseniz, PKK'dan onlarin öldürülüp, o sekilde geri iade edilmelerini talep edecek miniz?Türkiye Cumhuriyeti Adalet Bakanı Mehmet Ali Şahin, PKK tarafından kaçırılan ve sonra bazı girişimlerle serbest bırakılan askerlerin kurtuldukları
na sevinemediğini söylemiş, ölselerdi de rehin düşmeselerdi demeye getirmiştir. Şahin Bakan’ın son derece münasebetsiz sözleri karşısında dili tutulan Genç Siviller olarak bilgi edinme hakkımızı kullanıyor, Adalet Bakanlığı’na aşağıdaki sorularımızı yöneltiyoruz.
"Adalet Bakanı Sayın Mehmet Ali Şahin'in kayıp askerlerle ilgili açıklamasını okudum. Uzun ve mutlu bir yaşam sürmek isteyen sağlıklı bir yurttaş olarak Sayın Adalet Bakanı'nın patolojik bir sorun olan nekrofilya (ölüsevici) eğilimleri olup olmadığı bilgisini tarafıma iletmenizi bilgilerinize arz ederim."
"Adalet Bakanı Sayın Mehmet Ali Şahin'in kayıp askerlerle ilgili açıklamasını okudum. Sayın Bakanın ŞAHİN soyadını alma sebebini ve kaç nesildir soyadının şahin olduğu bilgisini bakanlığınızdan talep ediyorum."
"Adalet Bakanı Sayın Mehmet Ali Şahin'in kayıp askerlerle ilgili açıklamasını okudum. Daha önceki bakan Cemil Çiçek'in de benzer açıklamaları olmaktaydı. Ödediğim vergilerle çalışmalarını sürdüren bu bakanlığın makam koltuğuna oturanlarda şoven eğilimler görülmesine neden olan bir manyetik alan ya da büyü olup olmadığı bilgisini sizden rica ediyorum"
"Adalet Bakanı Sayın Mehmet Ali Şahin'in kayıp askerlerle ilgili açıklamasını okudum. Türk askeri etten kemikten değil midir? Türkler esir alınamaz, ancak ölü ele geçirilebilirler mi demek istemektedir.”
"Adalet Bakanı Sayın Mehmet Ali Şahin'in kayıp askerlerle ilgili açıklamasını okudum. Kendisi böyle bir durumda kalsa intihar mı ederdi, eğer bunu beceremezse kurtulduktan sonra intihar etmeyi tekrar düşünür müydü?”
"Adalet Bakanı Sayın Mehmet Ali Şahin'in kayıp askerlerle ilgili açıklamasını okudum. Kendisi sevinememiş ama, 8 askerin aileleri "ne yazık ki" oğullarına kavuşmanın sevincini yaşıyorlar. Bu durumda, ailelere de vatana ihanetten soruşturma açmayı düşünüyor musunuz?”
"Adalet Bakanı Sayın Mehmet Ali Şahin'in kayıp askerlerle ilgili açıklamasını okudum. PKK ile çarpışan askerlerimize esir düştükleri taktirde harakiriyi nasıl yapacakları konusunda eğitim veriliyor mu? Eğer etrafları çevrilmiş durumda iken mermileri de bitmiş ise ne şekilde intihar edebilirler. Bunun için yanlarında kama, zehir, ip gibi intihar araçları mevcut mudur?”
“Adalet Bakanı Sayın Mehmet Ali Şahin'in kayıp askerlerle ilgili açıklamasını okudum. Bu açıklamayla annelerin gözyaşlarına bakmayan bir bakan olduğunu gösterdi. Sayın bakan etrafına buz gibi bakarken ‘adalet’ e nasıl bakar? İstifa etmezse en azından eskisi gibi spordan sorumlu ‘devlete bakan’ olmak ister mi? gerekli bilgiyi tarafınızdan rica ediyorum.”
“Adalet Bakanı Sayın Mehmet Ali Şahin'in kayıp askerlerle ilgili açıklamasını okudum. Evlatlarına kavuşan insanların gözünün içine baka baka ölümü bu kadar fütursuzca savunabilen bir adalet bakanının dağıtacağı adaletten korunabilmek için hangi makama baş vurmamız gerekmektedir?”
"Adalet Bakanı Sayın Mehmet Ali Şahin'in kayıp askerlerle ilgili açıklamasını okudum. Acaba adalet sistemimizin PKK’dan daha acımasız olacağını düşündüğü için mi keşke ölselerdi demeye getirdi. Bilgilerinize arz ederim.”
"Adalet Bakanı Sayın Mehmet Ali Şahin'in kayıp askerlerle ilgili açıklamasını okudum. Sayın bakan, kaçırılan askerler eve dönüş yasasından faydalanabilecek midir?"
Adalet Bakanı Sayın Mehmet Ali Şahin'in açıklamasını okudum. Acaba
Age Of Empires adlı oyunda kendisi hangi ırkla savaşıyor ve
ölümsüzlük ile korkusuzluk şifrelerini kullanıyor mu?Zaman birçok şeyi gösterir. Şu anda benim veya sizlerin haklı olması değil önemli olan. Onun için gereksiz tartışmalara girme niyetinde dedeğilim. Kimin ülkesini ve milletini daha çok sevdiğini, o askerleri daha fazla düşündüğünü Allah bilir. Şu anda devlet tarafından ya da PKK daha doğrusu PKK ın arkasındakiler tarafından atılan adımlar sadece bir ya da birkaç anlam ifade etmiyor. Çok bilinmeyenli bir denklemin tam ortasındayız, hem devlet hem millet olarak. Yıl 2007, ve bu yıl ve birkaç yıl içinde dünya muvazenesinde söz sahibi olma veya daha uzun bir müddet kukla gibi oynatılma savaşını vereceğiz. 27 Nisanla büyük bir adım attılar. Ama karşılığını Sizlerin de aralarında bulunduğunuz Sivil Toplumdan ve Sivil İradeden en iyi şekilde aldılar. Ama lütfen biraz dikkat edin gelişmelere. Anlık açıklamaklardan veya olaylardan daha çok süreci iyi anlamaya çalışın. Ülkenin gündeminin bir anda nasıl 180 derece döndüğünü, sivil anayasa tartışmalarından nasıl bir anda "acaba sıkıyönetim olur mu? Türkiye K Irak'a girerse ne olur" tartışmalarına kaydığını iyi analiz etmeye çalışın. Ölçü daha fazla üzülmek veya daha iyi şeyler söylemek değildir , böyle bir zamanda en itidalli ve uzun dönemli fayda adına en iyi adımlardır.
bakan şahin'in açıklamasını çok üzüntü ile dinledim ve gerçekten
insanların canlarının ne kadar değersiz olabileceğini
düşündüm.denizlili annemizin hiçbir şekilde üzülmesine gerek
olmadığını düşünüyorum konuşan bakan bey de olsa bazen düşüncesiz
olabiliyor, bakan beye sormak lazım acaba kendi oğlu orada olsa idi
aynı şeyleri düşünürmüydü cevabının kesinlikle hayır olacağını
biliyorum. ankaradan konuşmak kolay ya dağda alnına silah dayanmış
biri olarak konuşmak nasıl olurdu bakana sormak gerekir.sevinememekten
bahseden bakan acaba gencecik insanları kurtarmak için kaç gün sabaha
kadar uyumamış bunun da cevabını basına açıklarsa çok iyi birşey
yapmış olur...hiçbir şey YAŞAMAKTAN daha değerli olamaz yapılanlar çok
ta mantıklı değilse hemde HİÇÇÇÇ
Soru:
Sayin Bakan;
oglunun şehid oldugu haberini alan bir annenin, " kor olaydi, topal olaydi ama sag olaydı" feryatlarını, en acıkli kadın sesiyle hiç duymuşmu? dinlemiş mi? aglamiş mi? ( tamam, aglama abarti, ölseler daha iyiydi diyen birinin, gözyaşi dökmesini beklemek fazla insanca oldu... bu soru yaşanmiştir,ateşi fazlasıyla hissedenlerindir..
cümleyi biraz anlam açısından incelemeyi teklif ediorum o zaman "...geri
dönüşüne sevinemedim" cümlesini olumlu yaparsak ,sevineceği şey geri
dönmemeleri olmaz mı, mantık kuralları bunu gösteriyor.Geri dönmemelerinden
anlamamzı gereken ne olmalı öyleyse...Bunu bir "iyi niyetli" açıklaması var
mı?
bence bu sözleri anlayabilmek için niyet okumasına gerek yok Türkçe bilmek
yeterli..Bu hassasiyet sıradan bi vatandaştan beklenmeyebilir evet, ancak
bir bakanın böle bir hata yapması kabul edilemez.Edilmemeli de...
Bence Sahin'e tesekkur etmemiz gerekir.
Bakirin kalayi, aynanin sirri dokuldu. Bir anlik densizlik, patavatsizlikla, olanca makyajlari akti gitti.
Perincek'e de tesekkur etmeliyiz.
Bunlarin vatandan, vatanseverlikten, vatan hainliginden anladiklari, anlattiklari ile asker analarinin "vatan sag olsun, bir oglum daha var, onu da veririm seve seve bu vatan icin" derken sozunu ettigi vatan arasinda uzaktan yakindan bir benzerlik olmadigini biz anlatamazdik, Sayin Bakan Mehmet Ali Sahin kadar.
Birbirinin golgesine kursun sikan Perincek ile AKP sahinlerinin ne kadar da birbirlerinin kopyasi oldugunu gormek, gostermek icin bundan daha sahane bir anlatim dusunemiyorum.
"Sehit kaniyla sulanmis topraklar" edebiyatini cicek sular gibi kolay, ucuz, pervasiz yapabilmelerinin ardinda iste tam da bu var.
Bizim yuz yil ugrassak anlatmayi becemeyecegimiz, insanin midesini bulandiran bir iki yuzluluk.
Demek vatan tam da Nâzim Ustanin dedigi gibi, onlarin ciftlikleri, cek defterleriymis... Sose boylarinda gebermekmis acliktan... Ve her ne olursa olsun, olmeyi becerebilmekmis.
Ve tabii ki "Mevzubahis vatansa, gerisi teferruatmis!"
Yaa iste analar... Günler, geceler, aylar, yillar yili besleyip buyuttugunuz, gozunuzden sakindiginiz o sirim gibi delikanlilarin birer teferruat oldugunu nerden bilebilirdiniz ki!
Simdi anladiniz mi, asker analari, asker babalari, asker sevgilileri, asker ugurlayan mahalleliler, komsular...
Simdi anladiniz mi, en buyuk asker hangi asker?
gencsiviller@yahoogroups.com
Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
İSTANBUL - 20 Ağustos’ta Taksim Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde ölen Nijerya uyruklu Festus Okey’in cenazesi, arkadaşları tarafından Adli Tıp Kurumu’ndan alındı. Okey’in cenazesi, uçakla ülkesine gönderilmek üzere özel bir ambulansla Atatürk Havalimanı kargo bölümüne getirildi. Burada Nijerya milli marşı okuyan arkadaşları tarafından ambulanstan indirilen Okey’in cenazesi, uçağa yüklenmek üzere kargo bölümüne alındı.
Nijeryalı yetkililer de, THY’ye ait İstanbul-Lagos seferini yapan uçakla ülkesine gönderilen Okey’in cenaze işlemleri sırasında Atatürk Havalimanı’nda hazır bulundu.
Cenazeyi almaya gelenler arasında olan Helsinki Yurttaşlar Derneği üyesi Özlem Dalkıran, basın mensuplarına yaptığı açıklamada, “Okey’in ailesi, durumun anlaşılması için bağımsız bir otopsi yapılması isteğinde bulunmuştu. Ancak bir avukata vekalet verilemediği için resmi başvurusu yapılamadı. Bu çözüme ulaşamayınca Okey’in ailesi, cenazenin defnedilmesi için Nijerya’ya gönderilmesini istedi” dedi.
Bu arada, Okey’in cenazesinin uçakla ülkesine gönderilmesi için arkadaşlarının aralarında 5 bin dolar para toplayarak uçak ve kargo masraflarını karşıladıkları, özel tabut yaptırdıkları ve takım elbise aldıkları öğrenildi.
UYUŞTURUCUDAN GÖZALTINDAYKEN VURULMUŞTU
Taksim’de görevli polislerin, durumundan şüphelenerek aradıkları Festus Okey’in üzerinde bir naylon poşet içerisinde satışa hazır halde “taş” olarak tabir edilen bir miktar kokain ele geçirilmişti.
Kimliğini ispat edecek herhangi bir belge ibraz edemeyen ve ilçe Asayiş Büro Amirliğine götürülen Okey’in yeniden yapılan üst aramasında, iç çamaşırına gizlenmiş halde bir miktar daha kokain bulunmuştu.
Festus Okey, polis merkezindeki işlemler sırasında silahını almaya çalıştığı bir polis memuru ile aralarında çıkan arbedede omzundan vurularak yaralanmış ve kaldırıldığı hastanede ölmüştü.
Olaya ilişkin adli ve idari soruşturma başlatılmıştı.
Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
Geçmiş niye öldürülmek istenir? Niye öldürülemez? Geçmişe ilişkin devlet yalanları neden ilelebet korunamaz?
Geçmiş nasıl isyan eder?
Geçmişi özellikle devlet tarafından istendiği gibi kullanmanın sınırları nedir?
Hafıza nasıl intikam alır?
Geçmişle hesaplaşmadan, devlet yalanlarının üstüne gerçek demokrasi niçin inşa edilemez?
"Hakikat acıtır ama susmak öldürür!" derken ne anlatılmak istenir?
Bayramda bir kitap okudum.
İçinde bunların hepsi vardı.
Üstelik örnekleriyle.
Mithat Sancar'ın yeni çıkan kitabının adı, "Geçmişle Hesaplaşma, Unutma Kültüründen Hatırlama Kültürüne" (İletişim Yayınları).
Geçmiş neden sadece geçmiş değildir ve geçmişle yüzleşmeden, bazı şeyleri toplum olarak yüksek sesle hatırlamadan siyaseten olgunlaşmanın, ülke olarak barış ve huzura ermenin imkânsızlığını birçok ülkeden çarpıcı örneklerle anlatan bir kitap.
Okumakta yarar var.
Güney Afrika 1990'ların başında ırkçı Apartheid sisteminden demokrasiye geçerken, insanlığa karşı suçlar konusunda sorumluluk üstlenen komisyonun başkanı şöyle diyor:
"Komisyonun çalışmalarına 'Hakikat acıtır ama susmak öldürür!' şiarı yön verdi. Biz sadece hakikatin uzlaşmaya giden yolu açacağına inandık. Ağır insan hakları ihlallerinin mağdurlarının eksiksiz hakikate dair bir hakları olduğuna inanıyoruz. Bu nedenle dinlemeleri kamuya açık oturumlarda yaptık. Faillerin isimleri ve resimleri yayımlandı. Demokrasiyi kolektif bir yalan üzerine inşa etmek istemedik." (s.250)
Ulusların tarihindeki kepaze ya da kara sayfaların devlet tarafından yıllar yılı hangi yöntem ve gerekçelerle saklandığı örnekleriyle anlatılıyor kitapta.
'Unutma'nın nasıl resmi politika olarak geliştirildiğini, korkunç suçlara ilişkin 'hafıza boşlukları'nın devlet tarafından özellikle eğitim yoluyla nasıl yaratıldığını da öğreniyorsunuz kitapta.
Mussolini İtalyası'nın Balkanlar'da ve Afrika sömürgelerindeki zulmünün ancak uzun yıllar geçtikten sonra konuşulması ve kabullenilmesi...
Hollanda'da İkinci Dünya Savaşı sırasında işgalci Nazi Almanyası ile yapılmış işbirlikçiliğin ancak 1960'lardan sonra su yüzüne çıkması, resmi kabul ve özrün 1995'te gelmesi...
Fransa'da elli yıl devam eden 'devlet yalanı'nın ancak 1995'te Cumhurbaşkanı Chirac'ın bir konuşmasıyla resmen çökmesi, yani İkinci Dünya Savaşı sırasında Yahudilerin toplama kamplarına sevk edilmesi konusunda işgalci Nazi Almanyası ile yapılan işbirliğinin ülke olarak kabullenilmesi...
Yine Fransa ve 'Cezayir tabusu'yla ilgili olarak, o dönemin askeri şeflerinden General Massu'nun, Cezayir'de işkencenin olağan bir yöntem olduğu, Paris yönetiminin onayıyla yapıldığı ve kendisinin de bundan pişmanlık duyduğunu 2000 yılında açıklamasıyla 'Cezayir tabusu'nun ölümcül bir darbe yediği...
Avusturya'nın Nazi Almanyası'yla yaptığı işbirliğinin ve yaşanan bazı vahşetlerdeki sorumluluğunun 1991'de Avusturya Başbakanı Vranitzky'nin bir parlamento konuşmasıyla resmen kabul edilmesi...
Sonra 'özür dileme kültürü'nden bazı örnekler:
Almanya Başbakanı Brandt'ın Varşova'da katledilen Yahudiler için dikilmiş anıtın önünde 1970'te diz çökerek Naziler tarafından işlenmiş korkunç insanlık suçlarından dolayı özür dilemesi...
Alman Dışişleri Bakanı Fischer'in yaklaşık yüz yıl önce Kayzer Willhem döneminde Afrika'da uygulanan sömürgeleştirme politikalarından dolayı özür açıklaması yapması...
Kanada ve Avustralya cumhurbaşkanlarının, kendi ataları tarafından yerlilere yapılan zulümlerden dolayı onlardan özür dilemeleri...
Başbakan Blair'in ülkesinin fetih politikalarından dolayı özür dilemesi...
Papa II. Jean Paul'ün cadı avı, Engizisyon ve Yahudi karşılığından dolayı özür dilemesi...
ABD Başkanı Clinton'ın Afrika'da yaklaşık 250 yıl önce Amerikalılar tarafından gerçekleştirilen köleleştirme hareketinin sorumluluğunu üstlenip özür dilemesi...
Amerikan Kongresi'nin 1988'de, İkinci Dünya Savaşı sırasında Japon kökenli Amerikalılara uygulanan ayrımcılıktan dolayı özür dilemesi...
Sonra Almanya'dan, İspanya'dan, Şili ve Arjantin'den geçmişin acılarıyla, insanlık suçlarıyla nasıl yüzleşilip hesaplaşıldığını, 'devlet yalanları'nın hangi yöntemlerle çökertildiğini ve bu sayede demokrasi ve barışın bu ülkelerin kapısını nasıl çaldığını anlatan çarpıcı örnekler var, Mithat Sancar'ın güzel kitabında...
İyi pazarlar!
Hasan CEMAL
Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
Perihan Mağden
18/10/2007 (10004 kişi okudu)
Salı gecesi kısacıcık bir şehit haberi verdiler yine. Tek başına
ölmüş Yakup. Gündemde de önemli mevzular var.
Onun için kısa bir duygusallık anı: verdiler geçtiler. Uzatacak vakitleri yoktu.
Yirmi yaşındaymış! 20 yaşında! Giresunlu Yakup. Bir çocuk.
Benim için öldüysen Yakup; kendimi affedemem. Benim için ölmedin. Ne için öldüğünü de bilmiyorum. Bilemiyorum kesinlikle.
Benim Bu Savaş'la ilgili düşüncem malum: Benim HİÇBİR savaşa vermeye razı olacağım bir evladım yok. Olamaz da.
Ne TSK'ya, ne PKK'ya!
Şimdi Sınır Ötesi Harekât için, Büyük Millet Meclisi'nden karar çıkartılacak. Ben yazarken öyle.
Siz okurken 'çıkartılmış' olacak.
Çok lazımmış gibi.
Silahlı Kuvvetlerimiz habire bastırıyordu biliyorsunuz. Görev tanımlarına çok sadıklarmış-CASINA. "Karar çıksın da, tezkere verilsin de öyle girelim."
Yani şakkadanak PKK'yı Sınır Ötesi Gövde Gösterisi ile bitirmek için, içleri içlerine sığmıyor.
Ama 'görev sınırları' konusunda fevkalade hassaslar. Hassastırlar. Seçilmişlerin 'iradesini' beklediler, durdular.
Şimdi işte seçilmişlerin de canına tak etti- numaraları. Alacaklar onaylarını, damlayacaklar milletin topraklarına. Tankla, tüfekle!
Başbakan da hasretinden takunyalar eskittiği lümpen üslubuna derhal fırsat bu fırsat iltica edip 'İnceldiği yerden kopsun'lar, 'Bize 1 yapan
10 bulur'lar! muhtelif astığım astık/kestiğim kestik'ler: Hayırlı olsun!
MHP estikçe AKP üflüyor: Meclis'in durumu bu.
Elleri vicdanları gidip de 301'i kaldırmıyorlar, kaldıramıyorlar. İşte Hrant Dink'in oğlu ve erkek kardeşi AGOS'ta çıkan BİR HABER İÇİN: Dink'in vakti zamanında, Reuters'a verdiği bir röportaj neticesinde almış olduğu mahkûmiyet kararının HABERİNİ YAPTIKLARI İÇİN 301'en birer yıl yediler!
Başka gazeteler de AYNI HABERİ YAPMIŞTI; görmüşlerdi o röportajı, akabindeki mahkûmiyet kararını. Yok ama! Ermenilerin AGOS'unda bu haberi yapınca iki sorumlu, 301'den birer yıl 'yiyorlar'. Diğerleri değil!
Özel ırkçı nedenlerle, özel bir ceza. Olsa gerek.
301 Ayıbı'na sahip çıkmaya alabildiğine kararlı ve azimli AK Parti Hükümeti, Cemil Çiçek de sözcüleri ve de gözcüleri zaten; şimdi de Ordusunun Emrinde sınır ötesi harekât için gerekli onaylamayı çıkartıyor ki, pabuç bırakmasın milliyetçilikte/ihlalcilikte hiç kimselere.
Bunca sınır ötesi harekât, bunca yıl, bunca can, bunca kayıp, bunca orman- NEDEN BİTİRİLEMİYOR BU SAVAŞ?
Ve de hani en basitinden cinayet romanında sorulur, "Bu cinayet kimin işine yarıyor?"
Bu savaş kimin çıkarına hakikaten? Bu Yapışkan Savaş kimin gücüne güç, dokunulmazlığına dokunulmazlık, sorgulanamazlığına sorgulanmazlık katıyor? Hangi güç şeffaflaştırılamıyor?
Kürt Haklarına bu savaşın artık, yalnız ve yalnızca zarar ziyan getirdiği açıktır, ortadadır.
Irkçılığı arttırmak, düşmanlığı arttırmak, önümüzdeki on yıllar boyunca halkların kardeşliğini torpillemek, mayınlamak- BU savaş lanetlenesi bir savaştır.
Ve de "Ben benim tarafımı lanetleyemem," denildiği sürece hiç kimsenin hakiki bir barış yanlısı olduğuna dair inandırıcılığı, kesinkes kalmamıştır.
Yemezler ARTIK yani.
İşgalci Amerika'nın varlığından fayda çıkarmak, bunu İyi Talihin
1 Cilvesi telakki etmek, 'Top ayağımıza geldi en nihayet!'
ruh hali-
En iyi tanımıyla 'çirkin bir oportünizmdir'- Çirkin yollarla güzel şeyler elde edilmez.
Özgürlükler, en temiz yollardan kazanılmalı.
Halel gelmemeli temizliğe, güzelliğe, iyiliğe.
'Her yol mubah' değil yani. Nasıl bir taraf için değilse, olmamalıysa; Öbür Taraf için de olmamalı.
Ermeni Soykırım Tasarısı geçecek çatır çatır Kongre'den. İstediğiniz kadar Hillary Clinton'la seviyeli bir arkadaşlık kurun; Demokratlar o tasarıyı geçirecekler.
'İncirliği kapatırım lan!' heyheylenmeleri de miadını doldurdu. Bu lafın/tehdidin hakikaten etkileyici olabileceği zamanlar vardı. O zamanlarda Amerika Birleşik Devletleri'nin emireri rolündeydi Türkiye.
Şimdi de: BU heyheylenmeler, babalanmalar, diklenmeler. Netice itibariyle EL ÂLEMİN toprağına girmek, arzun/muradın.
Gerillayla savaşmak için tank ve top- dünyanın hangi coğrafyasında ne zaman işe yaramış da, şimdi
bir faydası dokunacak?
Neşe Düzel aylar önce bir uzmanla görüşmüştü Radikal'de. 'Bir sivrisineği balyozla öldürmeye çalışmak' metaforunu kullanıyordu o kişi.
Hakikaten masayı, camları, kapıyı, bacayı indirirsin balyozunla. Komşunun bahçesinin çitlerini indirdiğin için onunla da papaz olursun bir güzel. Sen bir 'aerosol' yerine 'balyoz' kullanma kafasında olduğun için, hiçbir halta yaramaz, balyoz harekâtın.
Sivrisinek vızzzlar, gider.
Bataklığı kurutmak için hiçbir adam gibi çaba göstermemen, yurdunun topraklarının mühim bir kısmını on yıllarca gönendirmemen de cabası. Ormanlarını kesmen, köylerini yakman, insanlarını sürmen, dışkı ikram etmen
ne haltlar yemen, ne haltlar yemen.. Cabası, hakikaten.
Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı